24 Eylül 2009 Perşembe

VARSIN

Varsın

İyi ki varsın. Senin varlığını bilmek bana çok iyi geliyor. Yanımda, ya da uzağımda…

Varsın ya! Bu bana yeter...

Birinin var olduğunu bilmek, çok kişiye hep iyi gelir. Bu “kişi”nin vasfı, sence sıfatı farklı olabilir. O sıfata yüklediğin anlam da farklı olabilir. Ama birinin varlığı, bir başkasına daima iyi gelir...

Var olduğunu bilmek…

Çok iyi bir dostun var ve çoktandır görüşemiyorsun. Gerçek bir dost… Bazen bir kardeşten de yakın olan bir dost... Olsun, uzakta olsun. Ama yeter ki var olsun. Olmasın ama sorunlu bir anında, bir gece vakti kapını çalacaktır. Benimkini böyle çalan oldu da... Gözler dolar, sesler durur. Ne güzeldir ama… Dostum çok… Onlardan biri geldi...

Ya olmazsa. Hiç dostun olmazsa… Bunu bilemeyeceğim. Çünkü benim çok dostum var. Bu bir zenginlik olsa gerek. Ben zenginim… Aaaa! Zenginlikle övünülür mü hiç? Olsun bu zenginlikle övünülür…

Peki, sevdiğin var ama uzakta. Tabi tek taraflı değilse ve ikiniz kenetlenmişseniz, zihinde, usta, elde, vücutta. O zaman sorun yok...

“O” var...

Ne yapalım demek ki şartlar öyle gerektirdi. Şimdilik uzaktasınız. Fakat yarın sabah uyandığında kapını çalmayacağı ne malum. Eller, kalpler, vücutlar kenetlenmişe sorun yok... Şunu bilmek yeter... "O" var...

Var… “O” senin, “Sen” onun… Nasılsa hasret biter dert etme. "O" nasılsa gelecek… Ya da sen gidersin bilinir mi?

Dünya’da karşılıksız beklentiler içinde olup da bu kadar çok bekleyenler varken, sen şanslısın dostum, çok şanslı. Çünkü biri senin için var, sen onun için varsın.

Mesafe kısalır, zaman durur ve elleriniz, vücudunuz yine kilitlenir, kenetlenir. Velev ki beyinler de bir olsun… O olmazsa olmuyor…

Günümüz koşullarında, bu sevgisiz ve de çok saygısız zamanda. Sevgi ve saygı çok önemli olgular halini aldı. Sevgi; çok geniş kapsamlı ve çok da önemli bir olgu… Ancak saygı da sevgiyle birlikte var olan ve birlikte, yan yana, sırt sırta, hatta iç içe olan bir olgu…

Saygı yoksa sevmek boş, sevmek yoksa zaten aşk da olmaz. Ama biri var. Ben biliyorum. Burada ya da uzakta… Ama var biliyorum işte diyorsan. Tamam…

Her ruhun bir ikizi olmalı. Olmalı değil, var! Peki, ama nerede? Bir yerlerde var. Bu mutlak. Ya da bana öyle dediler… Varmış…
Hani mış, miş olunca biraz zor. Ama varmış… Beni kandırmadılar ya?

Ancak aramakla olmaz. Kim olduğunu biliyorsan o başka… Biliyor musun? O zaman git yahu arkadaş!

Ne işin var, hala oturmuş bu yazıyı okuyorsun. Zaman kaybetme git!

Varsa ama git! Hım emin misin? Var mı? Tamam o halde, sen bana bakma ben yazar dururum hep... Bırak okumayı. Sen vakitlice çık yola. Şimdi biraz geç ama kuşluk vakti uygundur. Oyalanma sakın…

Bakın bu arkadaşın varmış ve kim olduğunu biliyor… Sıra sizde…

Ben başa döneyim… Kendime yani… Bu kadar diyalog tamam... Şimdi monolog sırası…

Varsın ben de biliyorum… Zaman ve mekân meselesi işte…

Zaman için bir “an”, mekân için bir “yer” gerek…

Sanırım zamanı ve yeri tespit ettim… Zamanı gelince ben de yola çıkarım artık…

Ama uzak, ama yakın o da bende kalsın…

Bojidar Çipof
 

24 Eylül 2008 03.00

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder